Sanat ve Imposter Sendromu

    Sanat ve Imposter Sendromu

    Son zamanlarda başımızı nereye çevirsek karşılaştığımız ve aslında bir yandan da hep gözümüzün önünde olan fakat sıradanlaştırdığımız bir durumdan bahsedeceğiz; hali hazırda birçok insanın mustarip oluğu, bir yemek bir su gibi hayatına katıp hadi sen de gel dediği kendinden şüphe etme duygusu. Yani nasıl etmeyelim ki? Bir durup manzaraya bakınca, sosyal medya çağındayız. Her şey inanılmaz bir hızla ilerliyor. Herkes profilinde hayatının en güzel anlarını, en keyifli hallerini, muhteşem hayatlarını paylaşıyor ve gönderileri beğenirken kafada oluşan minik bir soru: Benim bu kadar güzel bir hayatım var mı? Yani şöyle bir sosyal medyada gönderilerde ya da hikayelerde gezerken bakıyoruz; herkes güzel, herkes başarılı... Bu hayat herkese bu kadar güzelse burada biz ne taraftayız? Haliyle ister istemez küçücük de olsa bir karşılaştırma duygusu beliriveriyor insanda. Bu ve benzeri haller de mis gibi bir Imposter Sendromu’nun sebebi oluyor.

    Imposter derken yani? Ne işe yarar bu? Neden olur?

     

    Imposter Sendromu’na en sade haliyle şüphe, karşılaştırma, yetersizlik, öz saygı eksikliği gibi duygularla beslenen; yapılan davranışın, işin, başarının yapan kişi tarafından sahiplenilmemesi durumu diyebiliriz. Kişi yaptığı işin veya kazandığı başarının daha çok tesadüf eseri, şans eseri, yardım ya da başka biri sayesinde olduğunu düşünmesi ve yeteneklerini küçümseyerek kendi başarısını önemsizmiş gibi görüp yok sayması biraz da. Bu aslında yakından tanıdığımız mütevazılık davranışının aşırıya kaçmış haline çok da benziyor. Bunun olmasını sağlayan bazı şeyler var tabii. Şu manzaraya bakalım mesela; doğduk büyüyoruz güzel güzel, kafamız ter temiz pat diye aile bireyi geliyor ve bak komşunun çocuğu neler yapmış, sen böyle yaparsan insanlar sana böyle der, şöyle olman lazım diyor. Tabii bunlar yetiyor mu? Yetmiyor, aile bitiyor çevre başlıyor; okul, arkadaş, iş derken liste böyle uzayıp gidiyor. Bu kısmı bir nevi ‘Imposter Sendromu’na Giriş 101’ olarak düşünebiliriz.

    Peki bu sendromun sanat ile ne tür bir ilişkisi var?

     

    Sanat alanında aslında bir bakıma kendine özgü eserler ortaya koymak gibi bir arayışı var. Burada da kişiler, doğası gereği birbirinden ayrılan ve hatta bambaşka olan yaratıcılıklarını konuşturuyorlarsa tam tersi birbirleriyle kıyaslanma ya da birbirine yetişme gibi kaygılara biraz ters düşüyor gibi geliyor insana. Buna karşın Imposter, yani dilimize Sahtekarlık Sendromu olarak geçmiş olan bu durum sanat tarafında oldukça fazla görünüyor duyduğumuz ve okuduğumuz kadarıyla. Yetersizlik duygusu o kadar yoğunlaşıyor ki kendilerini arkadaşı, ailesi veya meslektaşına kanıtlamak için yüzde 120 performans gösteriyor ve işin kötüsü bu arkadaş, aile veya meslektaşın bundan haberi yok. O bu duygularla devamlı savaş halindeyken seyirci bu içsel kargaşanın farkında bile değil. Haliyle de merhaba kısır döngü, güle güle hayat kalitesi…

    Her şey tamam ama kadın ile nasıl bir alakası var?

     

    Sendromun bildiğimiz kadarıyla bir cinsiyet ayrımı tercihi yok tabii ki. Biz sadece bugünün anlam ve önemine göre ‘ Kadın ’ tarafı üzerinde durmak istedik. Makalelerde Imposter Sendromu’nun ilk olarak 1978 yılında kadınlar üzerinde keşfedildiği geçiyor ve günümüzde de daha çok kadınlarda rastlanıyor. Daha çok yetiştirilme tarzı, toplumsal tavırlar, kadınlara çevresel olarak yüklenen görev ve sorumluluklar gibi saymakla bitmeyen sebeplerle oluşabiliyor. Bu kadar emek veren, yetenekli, başarılı ve güçlü kadınların çoğunlukla dışsal sebeplerden yukarıda saydığımız ve daha da fazlası olan bu içsel kısır döngüyü yaşıyor olması kadar fark edilmiyor olması da… Takdir etmek, farkında olmak, yanında olmak, güç vermek bu kadar kolayken aksini yapanlara inat…

    Emeğini, işini, başarısını gururla sahiplenen, kendi gücünün ve değerinin farkında olan, olmak isteyen tüm kadınlar için yazdık 😊

    Kadınlar Günümüz kutlu olsun…

    Bloga dön

    Yorum yapın

    Yorumların yayınlanabilmesi için onaylanması gerektiğini lütfen unutmayın.